22 Temmuz 2009 Çarşamba

UYUYAN GÜZEL
Grimm KardeşlerBir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş.
Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.“Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.“On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.“Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.“Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış.
O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.Yine bir gökgürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş.
Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş.
“Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış.
Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş.
Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış.
Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.
Kaynak:Netten Alıntı

_______________________________________________________



KÜL KEDİSİ

Charles PerraultBir zamanlar güzeller güzeli bir kız varmış. Annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Üvey annesi de ilk evliliğinden olan iki kızıyla birlikte gelip eve yerleşmiş.Bu iki kız, yeni kız kardeşlerinden hiç hoşlanmamış. Odasında ne var ne yoksa tavan arasına fırlatıp atmışlar. Ona bir kardeş gibi davranmak şöyle dursun, bütün ev işlerini üzerine yıkmışlar.Ev işleri bittikten sonra bile kızın onlarla oturmasına izin verilmiyormuş.
Akşamları, mutfakta, sönmekte olan ocağın önünde duruyormuş tek başına, ellerini küllere doğru tutup ısınmaya çalışarak. Bu yüzden üvey kız kardeşleri ona “Külkedisi” adını takmışla.Bir gün iki kız kardeşe sarayda verilecek bir balo için davetiye gelmiş. İkisi de heyecandan deliye dönmüşler.
Herkes Prens’in evlenmek istediğini biliyormuş. ‘Bakarsın ikimizden birini seçer, belli mi olur?’ diye düşünmüşler.İki kız kardeş de kendilerini mümkün olduğunca güzelleştirmek için hemen kolları sıvamışlar. Fakat maalesef bu biraz zormuş, çünkü Külkedisi’nin aksine bayağı çirkinmiş her ikisi de!Balo akşamı, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve içn için ağlamaya başlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?” diye sormuş bir kadın sesi.“Ben de baloya gitmek istiyordum,” demiş hıçkırarak Külkedisi.“Gideceksin öyleyse,” demiş ses.

Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış.Güzel bir kadın duruyormuş yanıbaşında.“Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir balkabağı getir hemen!”Külkedisi bir balkabağı getirmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş.“Şimdi de altı fare...”

Külkedisi altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları hemen ata dönüştürmüş.“Bir sıçan...” Onu da arabacı yapmış.“Ve altı kertenkele...” Onları da faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş.Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık giysileri nefesleri kesecek harika bir elbiseye dönmüşmüş. Ayaklarında bir çift camdan ayakkabı pırıl pırıl parlıyormuş.“Bir şey var yalnız,” demiş Peri. “Gece yarısına kadar eve dönmelisin. Saat on ikide elbisen tekrar eski giysilerine, faytonun balkabağına, atların fareye dönüşecek. Prens’in bunu görmesini istemezsin herhalde? Şimdi git, dilediğince eğlen.”O gece

Külkedisi balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan hanımlar (özellikle de iki üvey kız kardeşi) onun elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için ona yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi onunla dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar.Prens ise götür görmez ona âşık olmuş! Ve o andan sonra hiç kimseye bu kızla dans etmek için izin verilmemiş.Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovalamış ve Külkedisi saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini hatırlamış.“Gitme!” diye seslenmiş Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaşmış. Sokağa çaktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüşmüş. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyormuş.O gece

Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Hayatının bir daha asla o geceki kadar harika olamayacağını düşünüyormuş.Ama bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde bulmuşlar. Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetmiş. “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş.Derken

Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey kardeşleri ayakkabıyı denemişler. Olmamış. Ayaklarına girmemiş bile.Prens çok üzgünmüş, çünkü uğramadığı sadece birkaç ev kalmış. Tam oradan ayrılacakken evin hizmetçisi dikkatini çekmiş.“Hanımefendi,” demiş Prens Külkedisi’ne, “bir de siz deneseniz?”“O mu deneyecek? Ne münasebet!” diye haykırmış üvey kardeşler.Fakat Prens ısrar etmiş. Külkedisi’nin ne kadar güzel bir kız olduğu gözünden kaçmamış. Tabii ayakkabı

Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturmuş. Prens diz çöküp Külkedisi’ne evlenme teklif ederken iki üvey kardeşe de öfke ve kıskançlıkla olanları seyretmek kalmış. Külkedisi Prens’in teklifini tabii ki kabul etmiş.
Kaynak:Netten Alıntı
YEDİ KARGALAR
Bir adamın yedi oğlu varmış.o kadar istermiş de bir kızı olmazmış.günün birinde karısı ona müjde vermiş :gebe olduğunu söylemiş.çocuk dünyaya gelmiş.bu seferki kızmış.buna çok sevinmişler ama ,çocuk pek cılız , pek ufakcık bir şeymiş. Bu yüzden de evde vaftiz edilmesi gerekmiş.
Vaftiz suyu getirsin diye babası , oğullarınadan birini kuyuya yollamış. Öbür altı oğlan daonun paşinden gitmişler.hepsi de suyu önce kendisi doldurmak istiyormuş . bu yüzden testi suya düşmüş . oğlanlar oldukları yerde kala kalmışlar ; ne yapacaklarını şaşırmışlar .hiçbiri eve dönmeye cesaret edememiş.
Çocukların hala dönmediklerini gören baba:
--- Yetiz oğlanlar kesin oyuna daldılar!demiş
Kızın vaftizsiz öleceğinden korkuyormuş. Canı çok sıkılmış:
---İnşallah hepiniz karga olursunuz! diye ilenmiş. Daha sözünü bitirmeden başının üstünde bir hışırtı ilişmiş. Havaya bakmış ;kömür gibi kara yedi tane karganın uçup gittiğini görmüş.
Anne baba bu ilenci bir daha geri alamamışlar. Oğullarının yedisinide elden kaçırdıkları için çok üzülmüşler .bütün sevgilerini biricik kızlarına vermişler , onunla bir parça olsun avunmuşlar.
Kız çok geçmeden kendini toparlamış ,gün geçtikçe güzelleşmiş ama başka kardeşleri bulunduğundanuzun zaman haberi olmamaş. Ana babası bunu duyurmamaya çalışmışlar.
Sonunda günün birinde ahalinin kendisinden söz ettikleri işitmiş . Diyorlarmış ki:
--- Kız güzel ama , yedi ağabeysinin başlarına gelen yıkım onun yüzünden oldu.
Bunları duyunca kız çok üzülmüş. Annesine , babasına gidip sormuş:
---Ağabeylerim var mıydı benim ? Onlara ne oldu ? demiş.
Bunun üzerine ana babası bu gizliliği daha fazla saklamak istememişler. Tanrının böyle istediğini , yoksa doğumunun buna buna neden olmadığını anlatmışlar.Ama kızcağızın içine bir kurt düşmüş . Kardeşlerini kurtarmayı kafasına koymuş.Bir yerlerde durup dinlenemez olmuş . Sonunda bir gün gizlice yola çıkmış.Ağabeylerinin izini bulmaya ne pahasına olursa olsun onları kurtarmaya karar vermiş.
Evden çıkarken ana-babamı anarım diye bir yüzük ,karnım acıkırsa diye bir dilim ekmek ,susarsam içerim diye bir testi su ,yorulursam otururum diye de bir iskemle almışmış.
Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş …Sonunda dünyanın öbür ucuna , güneşinyanına varmış ama güneş çok sıcakmış,korkunç bir şeymiş.Hem de küçük çocukları yermiş. Kız hemen burdan kaçmış ;doğru aya gitmiş. Ay da pek soğukmuş. Hem de kötü huyluymuş. Çocuğun orada olduğunu anlayınca:
--- Burnuma insan kokusu geliyor! Diye bağırmaya başlamış.
Kız oradan da çabucak kaçmış ;yıldızlara gitmiş.Bunlar ona güler yüz göstermişler. Her yıldız ayrı bir sandalye de oturuyormuş. İçlerinden sabah yıldızı ayağa kalkmış ;ona bir aşk kemiği vermiş:
---Yanında bu kemik olmazsa sırça sarayıaçamazsın. Oysa kardeşlerin orada…demiş.
Kız bu küçük kemiği almış. Bir mendilin içine sarmış , yola çıkmış. Gide gide sırça saraya varmış. Büyük kapı kilitliymiş. Kız aşk kemiğini çıkarmak için mendili açmış. Bir de ne görsün? Mendil bomboş değilmi? Meğerse kız iyi yürekli yıldızın armağınını yitirmiş. Şimdi ne yapacak. Kızcağız ağabeylerini kurtarmak istiyormuş. Oysa sırça sarayın anahtarını yitirmiş. Bubun üzerine bir bıcak almış. Küçük parmağını kesmiş. Kapıya bunu sokmuş. Bereket versin kapı açılıvermiş.
Kız içeriye girince karşısına bir cüce çıkmış:
--- Yavrum demiş,ne arıyorsun burada?
Kız:
---Ağabeylerimi… Yedi kargaları arıyorum!
Cüce:
---Bay kargalar evde değiller. Onlar dönünceye kadar bekleyeceksen gir içeri!
Bunun üzerine cüce yedi tabak , yedi bardak içinde kargaların yemeklerini içeri getirmiş. Küçük kız her tabaktan birer lokma yemiş , her bardaktan birer yudum su içmiş. Sonuncu bardağın içine de yüzüğü koymuş.
Birden bire havada bir hışırtı ,bir kanat hışırtı duymuş. Cüce:
---Bay kargalar eve geliyor!demiş.
Kargalar gelmiş ;yiyip içmek istemişler. Tabaklarını bardaklarını görünce arka arkaya söylenmeye başlamışlar:
---Tabağımdan kim yediş?
---Bardağımdan kim içmiş?
---Buna bir insan ağzı değmiş!
Yedinci karga bardağı dikip içerken ağzına yüzük gelmiş. Bakmış. Anne babasının yüzüğünü tanımış:
Kapının arkasında durup bu sözleri işiten kız ortaya çıkmış. Bunun üzerine kargaların hepsi yeniden insan kılığına dönmüşler. Sarmaş dolaş olmuşlar. Hep birlikte evin yolunu tutmuşlar
Bugünlerde arda çok fazla yaramaz oldu beni dinlemiyor ve çok yemek yemeye başladı korkuyorum acaba ardanın psikolojisimi bozuluyor her istediği olsun istiyor hiç bir şeyden memnun olmuyor zevk almıyor,canım sıkılıyor anne deyip duruyor ne yapsam bilemiyorum hergünde gezmeye gidilmiyorki
Tik Çeşitleri
GELİP GEÇİCİ TİK BOZUKLUĞU: Tek da birden fazla motor veya vokal tikle karakterize bir sorundur. Tikler en az dört haftadır olan ancak bir yıldan uzun sürmeyen, hemen her gün gözlenebilen, artma ve azalmalar gösteren basit tiklerdir.


Tik Bozukluğunun Başlangıç Ve İlerleyen Dönem Özellikleri
Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır.Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik bozukluğu belirtilerini göstermektedir. Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir. Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise azalmış bulunmuştur.
Utanma Duygusu
Larousse'a göre, cinsel bir anlam taşıyan şeylere karşı duyulan endişe ve korku duygusudur. Fakat utanma duygusu çoğunlukla cinsel bir anlam taşımayan gizlilik, ihtiyatlılık ve edeplilik duygularını da içerir.

Her on kişiden birinde utangaçlık sorunu var. Utangaç kişilerin yüzde otuzu hiç evlenmiyor ve yalnız yaşıyor. Utangaçlık sorunu olanların en sık başvurduğu yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor.
Otizm Tedavisi
Nedenin kesin olarak bilinememesi tedavi yaklaşımlarını sınırlamaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki otizm tedavisinin ilk ve en önemli aşaması ailenin hastalık hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Çünkü tedavi içinde aile aktif olarak rol almalıdır. Bunun için tedavi ekibi ile işbirliği yapmak zorundadır


Otizm Nedenleri
Otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülmekte ve nedeni konusunda araştırmalar hala devam etmektedir. Birlikte zeka geriliği ve epilepsi nöbetlerinin sık bulunması biyolojik nedenlerin daha ön planda olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Otizm Kimlerde Görülür?
On bin kişide 4 oranında görülmektedir.Otizm erkeklerde kızlara oranla 3-4 kez daha sık görülür. Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değeri göstermektedir Ayrıca otistik çocuğun kardeşinin otistik olma riski %3

Otistik Bozukluk Ölçütleri
A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir. 1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin bozukluğun olması.

Otizm Belirtileri
• Çevresine karşı ilgisizdir. • Olaylara ve insanlara tepkisizdir. • Genelde tek başınadır. • İletişim güçlüğü çeker. • Konuşma zorluğu vardır. • İnsanlarla temastan kucağa alınmaktan ya da sevilmekten hoşlanmamak. • Göz temasının çok az ya da hiç olmaması.

Otizm Tedavisi
Otistik özellikleri olan çocuğun eğitimi, sadece okul ya da bireysel terapilerle kısıtlı kalmayıp, yaşamının her alanında devam etmesi gereken yirmidört saatlik bir süreçtir. Otistik özellikleri olan çocukların birbirlerinden farklı özellikleri olduğundan, her çocuğun eğitimi için o çocuğa özgü Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) hazırlanmalıdır. Ailenin otistik özellikleri olan çocuklar için BEP’ inin hazırlanmasında ve uygulanmasında yer alması, eğitimde kullanılan yöntemleri öğrenmesi ve bunları gerektiği durumlarda kullanması çocuğun gelişimi açısından görülmektedir. Diğer bir deyişle ailenin eğitime katılımı şarttır. Ancak eğitim sürecinde BEP’ de belirtilen aile katılımı, yöntemin uygulanması, becerilerin öğretilmesi gibi koşullar yerine getirilirse, seçilen programdan çocuk verimli şekilde yararlanır ve ilerleme kaydedilir.
Psikolojik Tedavi
Sosyal fobide psikoterapi uygulamanın gerekçesi hastaların negatif yoldaki inançları ile (sosyal ortamlarda başarısızlığın kaçınılmaz olduğu gibi ) yüzleşmelerini sağlamaktır. Sosyal fobinin temelinde bu tür inanların yer aldığı düşünülmektedir.


İlaçla Tedavisi
- Sosyal fobi iyi tanımlanmış bir durumdur ve tedaviye iyi yanıt verir. - Fobik kaçınma sosyal ortamlarda duyulan anksiyeteden (sıkıntı) kaynaklanır. İlaçla kişinin sosyal ortamlardan duyduğu sıkıntı azalır.

Sosyal Fobi Kimlerde Görülür?
Sosyal fobi genellikle ergenlik yıllarında başlayan ve tedavi edilmezse müzmin seyreden bir bozukluktur. 25 yaşından sonra başlayan sosyal fobi vakası nadirdir. Ancak sosyal fobikler ekseriya rahatsızlık başladıktan 15-20 yıl sonra doktora giderler.


SF'nin Belirtileri
Fizyolojik Belirtiler (Bedeninizde ortaya çıkan değişiklikler): • Yüz kızarması • Terleme • Ağız kuruması • Kalp çarpıntısı • Nefes kesilmesi • Nefes darlığı • Titreme
Fobi Tedavisi Nasıl Yapılmalıdır

Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiye
Özgül Fobi Tipleri
• ablütofobi: yıkanmaktan korkma
• agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
• agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
• ailurofobi: kedilerden korkma
• akluofobi: karanlıktan korkma
• akrofobi: yüksek yerlerden korkma teyi azaltmaktır.Tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli değildir

Fobi Belirtileri Nelerdir

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır: • Çarpıntı • Yüz kızarması • Titreme
Kaynak:Netten Alıntı
Panik Bozuklukta Tedavi
Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir. Tedavide Temel ilkeler şunlardır : 1. Panik atakları ortadan kaldırma 2. Sürekli atak yaşayacağım diye bunaltı, kaygı yaşamayı önlemek. 3. Panik atak korkusuyla yapılmayan davranışların yapılır hale gelmesi

Nereye Kadar Panik
Panik bozukluk en çok 30'lu yaşlarda ortaya çıkar.Az sayıda çocuklukta başlar.45 yaşında başlaması olağan değildir...Gidişatı kişiden kişiye değiştiği gibi aynı kişide bile belirtiler değişebilir.Uzun süreli izleme çalışmalarında % 40'nın belirtilerden arındığı,yaklaşık % 50'sinin belirtilerinin olması

Panik Bozukluğun Karıştırıldığı Ve Ayrılması Gereken Durumlar
1. Agorafobi
2. Madde bağımlıkları ve kötüye kullanımları.(amfetamin, kafein, alkol, diazem türü ilaçlar)
3. Hipokandriazis
4. Yaygın anksiyete bozukluğu
5. Sosyal fobi
6. Özgül fobi
7. Obsesif- kompulsif bozukluk
8. Alkol bağımlılığı
9. Organik hastalıklar

Panik Atağın Görüldüğü Durumlar
Panik Bozukluk, Sosyal Fobi, Özgül Fobi, Travma Sonrası Stres Bozukluk, Akut Stres Bozukluğu, Genelleşmiş Aksiyete Bozukluğu, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu, Genel Tıbbi Bir Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu, Madde Kullanıma Bağlı Anksiyete Bozukluğu

Panik Atak Aslında Bir Alışkanlık Mı ?
Hayatta kalmak adına tehlikeli zamanlarda panik yaparak bizi kurtaracak çözümlere ulaşacağımız beynimizde yer etmiş. Bu yüzden herhangi bir tehlikeli durumda kaygılanmamız ve panik yapmamız gerektiğini “hatırlayarak” ya durumdan kaçıyoruz ya da durumun üstüne gidiyoruz.
Kaynak:Netten Alıntı
Çocuğa değişik seçenekler sunmak Belirli sınırlamalar getirirken, aynı zamanda belirli bir serbestlik de tanınmış olur. Örneğin "Oyuncaklarını kendin mi toplamak istersin, yoksa sana yardım edeyim mi?" denilebilir.
Yapılması istenen davranışı bir oyuna dönüştürmek Eğer çocuktan istenen davranış ilginç bir hale getirilirse çocuk bundan zevk alacaktır. Örneğin, ona "Hadi bakalım yarış yapalım, hangimiz daha çabuk elbisesini giyecek?" denilebilir. Kaynak:Netten Alıntı
18 Aylık Dönemleri
Çocuk 18 aylık olduğunda çocuğun kontrol edilmesi biraz daha zorlaşır. Bu yaşlarda çocuk kendi gücünün sınırlarını öğrenmek ister. Bu dönemde, anne, baba birlikte, onun hangi davranışlarına izin verip hangilerine vermeyeceklerini kararlaştırmalıdırlar. Böylece çocuk da bir ikileme düşmemiş olur. Ebeveynin nasıl davranması gerektiği konusunda aşağıda bazı ipuçları verilmiştir.
Kaynak:Netten Alıntı
Çocuk Eğitim

Çocuk eğitiminde cezanın yeri Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir. "Dayak cennetten çıkmadır" ya da " Kızını dövmeyen dizini döver" gibi atasözleri, ülkemizde cezalandırmanın çocuk eğitiminin bir parçası olarak asırlarca kullanıldığının bir kanıtı olarak dilimizde yer etmiştir.
Terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha negatif bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur.
"Terbiye etmek" bizim geleneklerimizde genellikle cezayı çağrıştırdığından, "eğitmek" kavramının kullanılması daha yerinde olacaktır. Çocuk yalnızca yanlış yaptığı zamanlarda değil, diğer zamanlarda da davranışları konusunda eğitilmelidir. Hatalı davrandıkları zaman çocuklara kızma ve azarlama yerine, olumlu davrandıklarında yüreklendirme ve takdir etme, onların yanlış davranışlarını daha kolay değiştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklar kendilerine değer verildiğini gördükçe kendilerini daha iyi hissedecek, çevredekileri daha fazla dinlemeye gayret edecektir.
Kaynak:Netten Alıntı

snm




Posted by Picasa

Biricik kızım çağlam bebekken ne kadar tatlı oluyorlar keşke hep böyle bebek kalsalar şuan 2 yaşında oldu biriciğim ve yanımda şuan boya kalemleri elinde resim defteri önünde resim yapmaya çalışıyor :))
Ödül Yöntemine Güvenebilir Miyiz?
Ödülün istenilen davranışın hemen ardından verilmesi
İstenilen davranışın hangi sıklıkla yinelendiğinin kayd edilmesi, -İstenmeyen davranışın bilmeden ödüllendirilmemesi gibi.
Ve ancak bu şekilde sağlıklı sonuçlar elde edebiliyorlar. Biz anne babalar böyle ince teknikleri kullanmaya kalksak işlerin iyice sarpa sara
Uzmanlar, bu yöntemle öğrenme zorluğu çeken çocukları yürütmede, otistik çocuklara gözlüklerini çıkartmamayı öğretmede, şizofren çocukları konuşmaya başlatmada büyük başarı sağlamışlardır.
Ne var ki, uzmanların başarısını ana babalardan ve öğretmenlerden beklemek anlamsızdır.'cağı açıktır.
'Ödüllerin ana babalar tarafından bu kadar sık kullanılması aslında onların pek işe yaramadıklarını kanıtlıyor. Tersi olsaydı, sınıflardaki disiplinsizliklerden, ana babaların çocuklarının istenmeyen davranışlarıyla baş edememelerinden hiç söz eder miydik
Çocuğum Söz Dinlemiyor Nasıl Davranmalıyım?

Çocuğunuza söz dinletme değil çocuğunuzla iletişime geçme amacı taşımalısınız. Bunu yaparken de anlayışlı ve şefkatli bir dil kullanmalısınız. Annelere 12 Maddede Disip Yolu, Çocuğunuza Duygularınızı anlatın Sakın Tehdit Etmeyin gibi yazılar ve daha bir çok yazı bu konuda sizi yardımcı olacaktır.Çocuğunuzla iletişime geçerseniz, yani çocuğunuzu anlamaya çalışırsanız o da sizi anlama konusunda daha duyarlı olacaktır.
Çocuklara sürekli olarak söz dinletme amacı taşıyan yetişkinler sevilmezler. Çünkü söz dinletme amacıyla sürekli ya nasihat ya emir kullanırlar ve ses tonlarında daima hakim olma isteği vardır. Kendisine hakim olmaya çalışan ve sürekli emir vermeye çalışan birinden kim hoşlanır ve sözünü dinler düşünsenize. Çocuğun yetişkini dinlemesi için herşeyden önce sevmesi sayması gerekir. Çocuklara hakim olmaya çalışan yetişkinler ise malesef çocukları tarafından ciddiye alınmazlar. Saygı görmezler, bazen ömür boyu saygı görmezler.
Kaynak:Netten Alıntı
Çocukta Dış Disiplin mi İç Disiplin mi Kitabından

Bildiğiniz gibi 'Çocukta Dış Disiplin mi, İç Disiplin mi?' adlı kitabı Büşra'nın Notları kategorisinde ayrıntılı işlemeye çalışıyorum. Bu kitabın içeriğini çok önemli bulduğum için Kısa kısa notlar kategorisinde de bu kitaptan bazı parçaları paylaşmak istiyorum. Hem eski yazıları okuma fırsatı olmayan anababalara bir özet sunmak, hem de uzun yazılar yerine birkaç cümlelik kısa parçaları okumanın kolaylığını düşünerek anababalara bir kolaylık sunmak istedim:- Kısıtlayan-cezalandıran disiplin türünde çocukları DENETLEMEK için çaba harcanırken, öğreten- eğiten türdeki disiplinde onları ETKİLEMEK için çaba harcanır.
Çocukları etkilemek ve denetlemek arasındaki fark pek bilinmez, ama çok önemlidir.- Anababaların ve öğretmenlerinin çoğunun tek istedikleri gençler üzerinde etkili olabilmektir. Ne var ki bunu yapmaya çalışırken çoğu tuzağa düşer.
Yalnızca etkileme yöntemlerini kullanacakları yerde emirler verirler, kısıtlamalar getirirler, cezalandırırlar ya da cezalandırmakla tehdit ederler. Bu denetleme türü yöntemler gençleri hiç etkilemez; onları yalnızca zorlar ya da baskı altında tutar.- Gençlerin yaşamları üzerinde derin ve sürekli etki bırakmak isteyen yetişkinler, onları denetlemek için güç kullanmaktan vazgeçmeli, onun yerine yaşamlarında OLUMLU ETKİLER bırakmaların yardımcı olabilecek yeni yöntemler edinmelidir.
Kaynak:Netten Alıntı
Ailelerin Çocuklara Karşı Hataları
Ailelerin yaptıkları eğitim hatalarından ilki ise çocuk okuldan gelir gelmez onu dersin başına oturmaya zorlamaktır. Dinlenmesi için hiç fırsat vermeden, hemen ödevini yapmaya zorlamak çocuğun ödeve karşı antipati duymasına, kötü duygular beslemesine neden olur. Bazı anneler sanki çocuk ödevi olduğunu, ders çalışması gerektiğini düşünemeyecekmiş gibi masanın başına oturtana kadar çocuğa sürekli çalışması gerektiğini hatırlatırlar. Çocuk hiç dinlenmeden ödeve başlatılırsa ödevden de oyundan bir tat alamaz. Halbuki çocuk okuldan geldikten sonra belli bir süre serbest bırakılsa, rahat bir nefes alsa daha verimli bir çalışma yapacaktır.
Kaynak:Netten Alıntı
Çocuğum Ödev Yapmıyor Diyen Ebeveynin Hataları

Çocukların ödeve soğuk bakmaları ve ödev yapmak istememelerinde ailelerin ve öğretmenlerin bazı yanlış tutumlarının etkisi olabilir. Bu kitabın temel konusu aile içi ilişkiler olmakla birlikte bu konuda öğretmen davranışlarıyla ilgili birkaç saptama yapmak da faydalı olacaktır. En azından anne babaların dikkatleri bu konuya çekilirse çocuklarının öğretmenleriyle eşgüdüm halinde ödev yapmama sorununa çare bulabilirler.

Ödev çocuk için bir korku nesnesi haline geldiyse çocuk ödevden de okuldan da soğur. Okul günleri aklına geldikçe bile irkilir, o günleri nefretle ve soğuk duygularla hatırlar. Böyle durumlarda çocuğun öğrenmesi de zaten kalıcı olmaz. Ödevi böylesi bir korku aracı haline getirmeme konusunda anne babalar kadar öğretmenler de duyarlı olmalıdır. Verilen ödevler bütünleştirici, konunun anlamına yardımcı, çocuğu sıkmadan merak uyandıracak mahiyette az ama öz olursa çocuk için daha faydalı olacaktır.
Kaynak:Netten Alıntı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...