31 Temmuz 2009 Cuma


Ayın karpuz canavarı ecoş benim aşkım biricik yiğenim,ece teyzem kimseye söyleme ama seni herşeyden çook seviyorum üç gün sonra yanımdayım inşallah teyzem bekle beni sen karpuz ye ben seni yicem. :))))

Minik kızımın 40 lı duasında çekmiştim (ALLAH) bütün anne ve babaların evlatlarını korusun

30 Temmuz 2009 Perşembe


İyi kalpli bir eş ve güzeller güzeli iki çocuk annesiyim,bu resmimiz kızım 3 aylıktı sanırım mevlütünü yaparken çekilmiştik hayat zor herşey geliyor insanın başına Allah herkesi bütün kötülüklerden korusun kızım şimdi 2 yaşına girdi şuan ben yazarken kucamda her dakka anne deyip birşeyler anlatıyor bende tamam kızım evet baba birazdan gelcek bekle kızım diyorum babasını özledi sorup duruyor oğlum bana düşkün kızımda babasına çok düşkün mutlu bir aile olmak güzel birşey :))

24 Temmuz 2009 Cuma


Selam dostlarım arda 3 yaşındayken gece uyurken ağzı açık uyuyordu kulak boğaz doktoruna götürdüm ve ardanın boğazında 2 tane geniz ve burnundada geniz eti olduğunu ve bu sebeble ardanın ağzı açık uyuduğunu ve geniz etiyle burnundaki etin bayağı büyük olduğunu böyle olan çocukların zor nefes aldıkları için beynine iletilen oksijen az olduğundan ardanın büyüme geriliği olacağını derhal ameliyat olmasını önerdi bizde hemen ardayı ameliyat ettirdik sol kulağına ameliyattan sonra pirinç büyüklüğünde bir tüp takıldığını aynı zamanda bademciklerinin alındığını söyledi ve bu tüpün 6 ay sonra vucut kendi atacağını söyledi arda ameliyattan çıktı ve doktorumuz bana çıkarılan geniz etlerini ve burnundaki eti gösterdiğinde şok oldum bu kadar büyük geniz etiyle yaşamıştı oğlum 3 yaşına kadar şimdi arda 8 yaşına geldi 1 ci sınıfı bitirdi ve okulda öğretmeni bana Arda çok sessiz okuyor duyamıyoruz dedi evdede tv nin sesini çok açıyordu bende hemen ardayı yine doktora götürdüm ardayı iki çeşit cihazla test ettiler ve ardanın iki kulağındada %40 duymamazlık olduğunu söyledi doktor ve ufakken ameliyat oldumu diye sordu bende geniz eti burnundaki etlerle beraber bademciğininde alındığını anlattım doktor ardanın duyma sorunun geniz eti yada burnundaki etlerden kaynaklandığını söyledi bir takım ilaçlar verdi eğer kış olsaymış ardaya ameliyat derdim ama şimdi yaz arda bol bol denize giricek denize girdiğinde çocuklar yüzündeki suyu silmek isterken onların kulaklarına basınç oluyormuş deniz suyu çocukların kulaklarını açıyormuş bende elimden geldiği kadar ardayı denize götürüyorum bir ay sonra yine test yapılıcak ve ardanın duyma oranı ölçülecek eğer sizinde çocuğunuzda televizyon sesini çok acıyor hep yüksek sesle konuşuyorsa lütfen bir an önce doktora götürün :((

Dünyada en güzel şey anne olmak Arda bugünde dedesinde ve çok özledim oğluşumu az önce aradım dedesiyle denizdeymiş Ardanın mutlu olsunda ben özlemeye razıyım aşkım oğluşum çok özledim seni çağlada çok özledi arda deyip duruyor yarın yanındayız annecim :))

23 Temmuz 2009 Perşembe

Bugün çok yoruldum ev işleri çocuklar,akşam oldu bile Ardacım dedesine gitti az önce çok canı sıkılıyordu evde babamı aradık, dedesinede Arda çok kıymetlidir hemen gelip alıyım oğlumu bende balık tutmaya sahile gidiyorum dedi aldı ardayı bu akşam dedesiyle kalıcak bende dinlenmiş olurum o kadar enerji doluki yetişemiyorum çocukluk güzel şey :))
Bayanlara tavsiyeler
Renk demişken sizi tamamlayan renkleri özellikle yüzünüze yakın kıyafetleri seçerken aklınızda tutun. Kıyafetlerinizin, aksesuarlarınızın ve makyaj malzemelerinizin renklerinin sizinle uyum içinde olması sizi daha görünür kılar.
Sizinle giysileriniz arasında bu renk uyumu eksik olduğundaysa kıyafetlerinizin rengi sizin önünüze geçer, siz değil üzerinizdeki renkler göze batar, ama siz kaybolursunuz. Hangi renkler sizi tamamlayan renkler, işte bu cildinizin tonuna, saçlarınıza hatta göz renginize bakılarak yaptığımız bir analizdir.
Bulmaya çalıştığımız size yakışan renkler daha soğuk, mavi ve pembe bazlı renkler mi yoksa daha sıcak sarı bazlı renkler mi? Elbette sadece bu kadar da değil, parlak , canlı renkler mi, ya da daha mat, soluk renkler mi… Siz yine de moda dergilerinin yılın rengi ilan ettiği renge küsmeyin elbette, size en çok yakışan doğru tonunu bulun sadece.
Kaynak:Netten Alıntı
BAYANLARA TAVSİYELER
Bu soruları kendinize sorduktan sonra kıyafete bir kez daha alıcı gözüyle bakın. Herhangi bir yerinde sarkma, sökük, eksik dikiş ya da düğme, fermuar var mı?
Her şey tamamsa bir de kumaşı gözden geçirmek gerekir. Bu kumaşı rahat giyebilir misiniz? Teninizi rahatsız eder mi? Kir tutar mı? Temizliği ve ütüsü rahat mı, yoksa her defasında kuru temizleme maliyeti ve zahmetiyle uğraşmanız mı gerekecek?
Hayat tarzınız hakkında gerçekçi olun, günlük hayatınızı gözden geçirin ki sizi zorlayacak bir kumaşla uğraşmak zorunda kalmayın.

Gelelim tadilatlara… Öncelikle üzerinize uymayan kıyafetlere terzi dokunuşu gerektiğini kabullenin, özellikle biz kadınlar hazır giyim söz konusu olduğunda bu fikre daha sıcak bakmak zorundayız…
Basit tadilatlar gereken kıyafetler sözkonusu olduğunda mağazanın terzisinden yardım almak pratik bir çözüm olur, ama boy kısaltmaları, bel daraltmaları dışında çok büyük tadilat gerektiren kıyafetler sözkonusu olduğunda iki kere düşünün.
Örneğin, dikişle içeri alınabilecekten daha fazla bolluk olduğunda ya da çok şeffaf kumaşlar, örgüler ya da deriler sözkonusu olduğunda tadilat daha riskli olur.
Kaynak:Netten Alıntı
BİR ÇOCUĞUN DUYARLILIĞI

Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir
çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu..

Çocuk sordu: "Çikolatalı pasta kaç para?.."

"50 cent!.."

Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı.

Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.."

"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla..

Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına
koşuşturuyordu.

Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...

Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim
lütfen" dedi.

Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki
masaya koştu.

Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.

Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu
birden. Masayı sanki akan yaşları ile temizleyecekti.

Bos dondurma tabağının yanında çocuğun bahşiş olarak

bıraktığı 15 cent duruyordu.
Kaynak:Netten Alıntı
AFFIN ERDEMİ

Bir gün trenle seyahat eden birisi tesadüfen son derece huzursuz olan genç bir adamın yanına oturmuş. Bir sure sonra, genç adam, uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıklamış.
Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki, ne ziyaretine gelmişler, ne de bir mektup yollamışlar. Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini, cahil oldukları için mektup yazamadıklarını umuyor; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyormuş.

Ailesinin işini kolaylaştırmak için, kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemiş.
Ailesi kendisini affetmişse, raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdele bağlayacaklarmış. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa, hiç bir şey yapmayacaklar, o da trende kalıp Batıya gidecek, belki de bir serseri olacakmış.

Tren, kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmış ki, pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyormuş. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söylemiş. Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koymuş,

“Şuraya bak” demiş.

Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyormuş.

“Her şey yolunda, bütün ağaç bembeyaz kurdelelerle bezenmiş”.

O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar, adeta, birden dağılmış, kaybolmuş.

“Affetmezseniz sevemezsiniz. Sevgisiz hayat da anlamsızdır.
Kaynak:Netten Alıntı
AFFET BABACIĞIM
Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve 'Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak' diyerek rest çekti.

Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve bir de çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı.
Oğlu Can 'Baba ben de seninle gelmek istiyorum' diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can sürekli babasına 'Baba nereye gidiyoruz ?' diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.
Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.
Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.
Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.
Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.
Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti.

Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can 'Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim' diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı.
Barakaya ulaştığında 'Beni affet baba' diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu 'Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet' diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...

'Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.
Kaynak:Netten Alıntı
MAHALLELİ KASABA

Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evetama'lar yaşıyormuş. Evetama'lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise "evet, ama" diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.

İkinci mahallede Yapıcam'lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci'lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke'cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyikiyaptım'lar otururmuş. Keşkeci'ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.

Yapıcam'lar Keşkeci'lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.

Evetama'lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.

İyikiyaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.
Kaynak:Netten Alıntı

GÜNEŞ Mİ YOKSA AY MI?

Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:

- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?” Nasreddin cevabı:

- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
kaynak:Netten Alıntı

EŞEĞİ ÇALDIRMAK

Nasrettin hoca,eşeğini çaldırınca çırpınıp bağırmaya,çevresini aranmaya başlamış.Kendisini bu halde gören kadı sormuş ona:

-Eşeği kime, nasıl çaldırdın?

Nasrettin hoca,şöyle bir ters ters bakmış kadıya. Sonra da yanıtlamış onu :

-Bu soruların cevabını bilseydim zaten aramazdım...
Kaynak:Netten Alıntı

DOKSAN DOKUZ OLSUN

Günlerden bir gün Nasreddin Hoca'ya düşünde doksan dokuz altın vermişler.

-Doksan dokuz altın olmaz, hiç olmazsa illa yüz olsun, diye diretirken uyanıvermiş. Birde bakmış ki, ortada ne altın var ne de altın veren..

Hemen gözlerini kapamış elini uzatmış Hoca:

-Her zaman bu kadar alçak gönüllü olmam, demiş.
Hadi ver bakalım, bu seferlik doksan dokuz altın olsun.
Kaynak:Netten Alıntı

ÇIKARIN PARALARI

Nasreddin Hoca bir ara lokanta işletir. Bir gün lokantaya bilgin kılıklı iki adam gelir. Masalardan birine oturup gönüllerince yiyip içerler. Sıra 3 akçelik hesabı ödemeye gelince:

-Hoca efendi, siz de bilirsiniz ki, insan denilen mahluk ölür, ama ruhu daima yaşar. Okumuş yazmış bir adam olarak, malumunuz ki, ruh ölmeyip vücuttan vücuda geçer. Buna göre bizim ruhumuz bin iki yüz sene sonra tekrar dünyaya gelecektir. Yiyip içteklerimizin borcunu o zaman öderiz. Anlaştık mı, derler.

Nasrettin Hoca istifini bozmadan karşılık verir:
-Tabi bilmez miyim, öyledir muhakkak. O zaman bin iki yüz sene sonra ödersiniz borcunuzu.

Adamlar Nasreddin Hoca yı kandırdıklarını zannederler. Tam dükkandan çıkacakları vakit Hoca adamların yakasına yapışır ve:
-Efendiler sizin bana on akçe borcunuz var, der.

Adamlar şaşkınlıkla:
-Hocam bin iki yüz sene sonra ödeyeceğiz dedik ya, deyince, Hoca adamların ahmaklıklarını yüzüne vururcasına:

-Yahu siz ne kadar unutkan adamlarsınız! Siz üç yüz sene evvel yine buraya gelmiş, yiyip içmiş aynı sözleri söylemiştiniz. İşte üç yüz sene geçti ve borcunuzu ödeme zamanı geldi. Şimdi çıkarın bakalım paraları, der ve adamlardan 10 akçesini alır..
Kaynak:Netten Alıntı

BÜYÜK FARKLILIK

Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:

- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Hoca:

- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.
Kaynak:Netten Alıntı

BAKLAVA (NASREDDİN HOCA FIKRALARI)

Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır.

- “Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu…”

- “Bana ne!”

- “Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”

- “O zaman sana ne!”
Kaynak:Netten Alıntı

BAHAR HAVASI

Nasreddin Hoca bir kış günü kahvede oturmuş kahvesini yudumlarken, içeriye dışarıda iyice üşümüş biri girer. Adam hemen bir sandalyeye ilişir ve başlar havanın soğukluğundan şikayete:
-Havalar ne kadar soğuk bu günlerde... Biraz daha dışarıda kalsaydım soğuktan donacaktım..

Başka masada oturan bir adam:
-Bu insaoğlu böyledir zaten, diye söylenir, kış gelse soğuktan şikayet eder, yaz gelse sıcaktan şikayet eder.

Oturduğu yerden olup bitani seyreden Hoca seslenir:
-Bre adam, na konuşup duruyorsun öyle... Bahar havasında kimsenin bir şey dediği var mı ?
Kaynak:Netten Alıntı
23 NİSAN

23 Nisan kutlu olsun
Sevinin küçükler
Övünün büyükler
23 Nisan kutlu olsun
Çok büyük bayram bu bayram
Herkese kutlu olsun
Çok ulu bayram bu bayram
Herkese mutlu olsun
Kaynak:Netten Alıntı
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...